Kayıtlar

ZAMBAK

  Seninle konuşmak isterdim, Üzerine bol gelen hırkanla Yeni sürdüğün ojelerinle. Tabiatı renklerini tamamlayan beyaz çoraplarınla, Benimle kalmanı isterdim. O akşam Yüzüne dokunmak isterdim Boynunun sıcaklığında dudaklarımı yakmak Bir bilmece gibi çözmek kıyafetlerini Bedenini bedenimde görmek Terlerimizin birbirine karışarak süzülmesini vücudumuzdan, İsterdim. Seninle utanıp, seninle gülebilmek Günahlarını kendi defterime yazabilmek Tanrıya senin için karşı çıkabilmek, İsterdim. Sabah güneşin doğmamasını, Hiç bitmeyecek, senli bir rüya görmeyi Tüm sokaklarımın parfümünün kokmasını Güneşin saçının rengine boyanmasını, isterdim. Kaybolduğum, hayal kırıklarını ceketimde taşıdığım bu yaşamda, Bana bahşedeceğin tek bir gülüşle Tüm dünyayı bir zambak bahçesine çevirmeyi İsterdim.

LOŞ

Resim
  Güzel kıyafetlerimle loş bir sabahta Boş bir sahilde, dertli bir bankta Bulutlar çökecek gibi üstüme Güneşin ışınları birkaç tanesini yırtmış Haysiyetsizce vuruyor gözüme Küfürüm yok, sigaram dudağımda Peşimi bırakmıyor martılar Sesleri kulağımda, iç çekişim kanatlarına Kedilerin gözleri gökyüzünde Ağızlarının suyu kaldırımda Köpeklerin uykuları ağır aceleleri yok Balıkçılar sabah kısmetinde Atmışlar oltalarını, inatçılar alacaklar bilmem kaç düzine balığın canını Akşam karnı doysun ki her insanın Sabaha daha sert sıksınlar yumruklarını.

Boş Verin Beni

  Çoğu zaman çoğalıyor kabuslarım. Uykumda gördüğüm yansımaların gölgesi, gerçeğimde uzuyor Ödümü koparıyor, gözlerimi dolduruyor.   Ama iyiyim ben, Denk geldiğim hayatların peşinden Bir sağa bir sola koşarken Pişmanlıklarımı, keşkelerimi beynimin çöplüğüne atıp Kokmasın diye pahalı bir parfüm sıkıyorum üzerine. Boş verin beni, Hayat bu kadar tekdüze iken Beni yeşertecek bir cümle Çöplerimi kapımın önüne çıkartır Temas ettiğim ellere kokusu bulaştırır.

Sönmüş Yıldız

Bir anı bırakmak isterdim bu güne Belki kötü kelimelerimden güzel bir dize yaratmak Aynayı sevmiyorum, çığlıklarım hala sessiz Bir tablo olsam mutlu olurdum Ya da seneler önce sönmüş bir Yıldız Habersiz bir geceye parlardım, toprağımda çiçekler açardı Gökyüzü severdi beni Güzel bir anı olurdum iki aşığa Gerek kalmazı çığlıklara Hayat verirdim dizelere

Ene'l-Hakk

  Sanki bir yağmur, yazı kışa çeviren Sanki bir dert gözlerimi kör eden Nereye gider bu kuşlar, yemyeşil ağaçlar Ve şu yaşlı Güneş Griye bu denli boyanmışken şehrim Neredeler onlar? Çalkantılı bir sürünüşün içerisin de Grinin içini boyarken karanlığımla Kendimi tekrar eden cümlelerimle Ve başaramadığım hayallerimle Doğsa ansızın sapsarı güneş Isıtsa tüm suları Tanisin yakınlarında bir gölü bölsem ikiye Yarısını kupkuru çöllere götürsem “Ene’l Hakk” Desem Gözlerine baksam Gözlerimden bir yaş Sırtımdan koca bir taş gibi düşse bir dağın yamacına Koşsam ona Kurumdan getirsem sana Bıraksam ellerine. Gözlerimden bir yaş. Sırtımdan koca bir taş gibi yuvarlansa dağın yamacına.  

PATLAYAN ŞEKER

Resim
Bir kadın ve bir adam var sadece bu öyküde: Adamın mavi montu, kadının zümrüt rengi kabanı vardı üzerinde. Hava soğuktu, sokaklara gecenin çökmesine bir iki saat vardı. İlk kez buluştukları için kesik kesik kelimelerle konuşuyorlardı. Adam utanıyordu, kadın ne düşünüyor bilmiyordu. Kadının kokusu tüm soğukluğu delip adamın burnuna çarpmıştı. Adam bu kokuyu tanıyordu, her gece yatağında, cennetinde betimlediği kokuydu bu. O an cennetini bir kişiye daha açma fikri korkutmuştu onu, yüzüne çökmüştü gerginlik, kadın fark etmişti bunu ama adam kadın ne düşünüyor bilmiyordu. Sokaklar gidildikçe hava daha da soğumaya başlamıştı, gece gönderiyordu önce şimşeklerini. Kadının siyah ressam şapkası vardı ama korumuyordu onu, üşümeye başlamıştı. Bu konuda bir şey dememişti kadın, ama hissediyordu adam. Cennetine koyunca kadını; ezbere bildiği o uzun şiirde ki en can alıcı cümleden bile daha çok hissediyordu kadını. Adam bu kabullenişi sevmeye başlamıştı gerginliğini atıp bir iki espriyle güldürmü...

YORULDUM YİNE

  Şimdi en sevdiğim kırmızı defterimi en pahalı kalemimle parçalıyor gibiyim Kalemin içine uç yerine üzüm koymuşum da Belki şarap olur diye Ümidim, hayallerim de var Bir de yalnızlığım da   Başım dönüyor Başım ağrıyor Dökülmüyor yaşım İnanmıyor kimse   Bir sır vereyim size Allah’tan daha yalnızım Ve kesmek istemiyorum bileklerimi Sözlerim var Yardım edin bana Birkaç melek gönderin mesela Boyayayım gökkuşağını bordoya   Güneşte yanmak istiyorum Akşam yağmur altında bir bedenle sevişmek Nefeslerini saymam ama Duyguların bir önemi yok bu çağda O milenyum senin Bu milenyum kimsenin Bir bukalemun gibi koruyor kendini zaman Olan bana oluyor   Yoruldum yine Soluksuz çıktım bu bayırı Soluksuz yazdım buraya kadar Bir sigara yakayım da soluklansın ciğerlerim Hoş ona da karşı doktorum Ayna da kızıyor bana Saklanıyor içimde doktoru, polisi, annesi, babası Farklı hikayelerde gıdıklıyorum hepsini Ama ya...