PATLAYAN ŞEKER


Bir kadın ve bir adam var sadece bu öyküde:
Adamın mavi montu, kadının zümrüt rengi kabanı vardı üzerinde. Hava soğuktu, sokaklara gecenin çökmesine bir iki saat vardı. İlk kez buluştukları için kesik kesik kelimelerle konuşuyorlardı. Adam utanıyordu, kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
Kadının kokusu tüm soğukluğu delip adamın burnuna çarpmıştı. Adam bu kokuyu tanıyordu, her gece yatağında, cennetinde betimlediği kokuydu bu. O an cennetini bir kişiye daha açma fikri korkutmuştu onu, yüzüne çökmüştü gerginlik, kadın fark etmişti bunu ama adam kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
Sokaklar gidildikçe hava daha da soğumaya başlamıştı, gece gönderiyordu önce şimşeklerini. Kadının siyah ressam şapkası vardı ama korumuyordu onu, üşümeye başlamıştı. Bu konuda bir şey dememişti kadın, ama hissediyordu adam. Cennetine koyunca kadını; ezbere bildiği o uzun şiirde ki en can alıcı cümleden bile daha çok hissediyordu kadını. Adam bu kabullenişi sevmeye başlamıştı gerginliğini atıp bir iki espriyle güldürmüştü bile kadını ama kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
Kadın "Şurada hiç gitmediğim ama güzelliğini duyduğum bir kafe var gitmek ister misin?" diye sormuştu adama. O an adam cenneti ile arasındaki tek bağ olarak görüyordu kadını, söylediği her söz tanrının kelâmıydı sanki, canını istese verebilirdi, o ise sadece kafeye gitmek istemişti.Adam güldü buna. Kadın bu gülümsemeye garip bir şekilde bakmıştı, ama adam kadın ne düşünüyordu bilmiyordu.
Kafe sıcaktı ve masada iki kahve vardı, adamın gözleri kadının yeni ısınan al al duran yanaklarına takılmıştı. Sanki o an dokunabilseydi yanaklarına yarın tüm çocuklar mutlu uyanacaktı. Bunu açıklayamazdı kadına, içinden çocuklardan af dileyerek belli etmeden bakmaya devam etti yanaklarına. Kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
Bir iki hoş sohbetten sonra fotoğraf çekinmek istedi kadın, beğenmişti kafeyi. Telefonunu çıkarıp verdi adama, adam çok becerikli değildi bu konuda, elinden geldiğince çekmişti bir kaç fotoğraf. Telefonu geri verdiğinde kadına, bakmadan fotoğraflara "bende seni çekeyim" demişti. Fotoğraflarına bakmaması kadının güzelliğinin bilincinde olduğunu düşündürmüştü adama, korkmuştu ondan, içinden "ya laik görmezse benim cennetime beni" diye söylendi. Kadın bir kaç fotoğrafını çekip telefonunu hem kendisine hem adam doğrulttu. İki fotoğraf çekti o an kadın, ilk defa aynı kare delerdi. Bakmadan hiç birine attı telefonu çantasına. Adam gülümsedi içinden "laikmişim cennetime" dedi. Kadın ne düşünüyordu bilmiyordu.
Kadınla adam sarılarak ayrıldılar o masadan. Adam hafif sarhoş tuttu evinin yolunu, kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
O geceden sonra tekrar tekrar buluştular ama bu fazla olmayan buluşmalarda tekrardan hiç aynı kareye giremediler. Yine yan yana ama aynı karede olmadıkları bir akşam bir tatlıcıya gittiler. Tatlılarını yedikten sonra ikram olarak patlayan şeker verildi. Kadın "çok severim" dedi. Adam güldü "o zaman bundan sonraki her görüşmemizde patlayan şeker getiririm sana" dedi, kadın gülmüştü buna adam mutluydu yan yana olmaktan, kadın ne düşünüyordu bilmiyordu.
Kadınla adam tatlıcıya gittikleri akşamdan sonra son bir kez daha görüştü. Bu görüşmeden önce adam sokak sokak gezip yalnız duran küçük marketlerde patlayan şeker aradı, kadının yanına gittiğinde yorgunluktan gözleri kapanıyordu kadın fark etmemişti bunu. Kahve içerlerken adam cebindeki patlayan şekeri çıkardı kadın; "Neden cebinde bunlar?" diye sordu adama. Adam kederli bir gülümsemeyle cevap vermeden ikram etti ona sadece. Adama o an yaşlılık dokunmuştu sanki; yüz çizgilerini daha fazla hissedip, saçlarına o an düşen akları yüzündeki gülümsemeyle selamladı. Kadın ne düşünüyor bilmiyordu.
O gece evine döndüğünde adam iki bira, iki kare fotoğraf ve bir paket sigarayla şair oldu. Kadının ne düşündüğünü kendi yazdı satırlarına, kendi hayalleriyle kendi cennetine.


Bu blogdaki popüler yayınlar

ZAMBAK

HAFİF TİTREMELER